İnovasyon her yerde – peki ama inovasyon gerçekten ne demek?

Nisan 17, 2015

Bu hafta (Nisan 15-21) Dünya Yaratıcılık&İnovasyon Haftası – yedi gün boyunca yeni, farklı ve hayat değiştiren ne varsa kutlanıyor. Ama bu devirde yaratıcılık ve inovasyon tam olarak ne demek?

İnovasyon’un sözlük tanımı “yeni fikirler, cihazlar ve yöntemler geliştirme hareketi veya süreci”. Bu tanım olarak güzel bir başlangıç. Ancak bu tanımda geçtiğimiz on yılda inovasyon sayısındaki olağanüstü artıştan hiç bahsedilmiyor. İnovasyon artık modern çağın mantrası ve hem markaların hem de iş dünyasındaki liderlerin can damarı. “Hızlı hareket et ve her şeyi kır”, diyor Mark Zuckerberg. “Hep aç ol, hep saçmala” diye tavsiye veriyor Steve Jobs. Walt Disney ise: “Hayal edebiliyorsan, yapabilirsin” diyerek bu konuya Silikon Vadisi girişimcilerinden çok daha evvel değinmiş bile.

 

Günümüz markaları ve hatta ülkelerin geneli International Innovation Index (Uluslararası İnovasyon Endeksi),  Innovations Indikator (İnovasyon Göstergesi),  Bloomberg Innovation Ranking (Bloomberg İnovasyon Sıralaması) ve Fast Companies Most Innovative Companies (Hızlı Şirketler En İnovatif Şirketler) gibi sıralamalarla ne kadar inovatif oldukları temelinde değerlendiriliyorlar ve hepsi daha hızlı hareket etme ihtiyacı hissediyorlar.

 

Hatta kültürümüzde inovasyonla ilişkilendirdiklerimiz o kadar olumlu, kelimenin kendisi ve temsil ettikleri öylesine empatik ki, bir zamanlar ‘inovatör’ (mucit) teriminin bir hakaret gibi algılandığına inanmak çok zor.

 

 

Latince’de ‘innovatus’ kelimesi ‘yenilemek veya yeniden kurmak’ anlamına geliyor, inovasyon kelimesinin ilk kayıtlı kullanımı ise -en azından İngilizce dilinde- 1590 yılında gerçekleşiyor. Kelime yenilikçi, ilerleyen anlamına gelse de devir öyle bir devir değildi; kelimenin ‘novation’ kısmı yeniliği ima ediyordu ancak yenilik o dönem Avrupası’nın katı dini dogmalarınca lanetlenen bir kavramdı. Bir ‘inovatör’ olmak kendini bir anda hapiste bulmak anlamına gelebilirdi.

 

Diğer birçok kavramla birlikte bu da 19. Yüzyılda sanayi devrimi ile değişti. Devrim kelimesi başlı başına heyecan verici bir kelimedir, içinde gelişim ve ilerlemeyi barındırır, ve bilim ile sanayinin bu altın çağında buluşlar idolleştirildi. İnovasyon ve buluş daha iyi bir gelecek için olumlu çağrışımlar kazandı.

 

Zaman içerisinde, buluş o saf yaratıcılık anını temsil eder oldu, inovasyon ise yeni ve yaşam kalitesini iyileştiren şeyleri pazara sunma yetisi olarak evrildi. 1950’lerden bu yana inovasyon kelimesinin kullanımında patlama yaşandı, öyle ki inovasyonda tavan yapan bir dönem yaşıyoruz sanırsınız. Gerçekte ise, yeni buluşların sayısı azalıyor – sadece bunlardan daha çok konuşur hale geldik. Belki diyebilirsiniz ki artık inovasyonların kalıcı olmasını sağlayan altın bir çağın tam ortasındayız; sosyal kabulün arttığı ve internetin inovasyonun ölçeklendirilmesini kolaylaştırdığı bir çağ. Bunun somut örnekleri için Uber ve AirBnB gibi sayısı ışık hızıyla artan şirketlere bakmak yeterli. 

 

 

Ama inovasyonun asıl en parlak devri – en fazla sayıda ve en harika buluşların icat edildiği – muhtemelen 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başlarıydı. Ve işte Philips te tam o zaman kuruldu.

 

Philips’i anlatırken inovasyona değinmemek imkânsız. Gerard, Anton ve Frederick’in Eindhoven’daki mütevazı başlangıçlarından itibaren on binlerce patent alınarak ampullerin seri üretimi için yöntemler keşfedildi ve Avrupa’da evlere ışık getirildi. Bir anlamda yeniyi yaratmak için duyulan şiddetli arzu ve geleceği öngörmek şirketin DNA’sının birer parçası.

 

Yüz yılı aşkın bir sure önce Philips kardeşler ürün geliştirmenin çok ötesine geçen şirket içi teknik araştırmaların yapıldığı NatLab laboratuarını açtı. 1927 senesinde ilk Philips radyo üretildi, 12 sene sonra dünyanın ilk elektrikli traş bıçağı Philishave satışa sunuldu. Ve bir süre sonra X-ray ve sağlık teknolojilerinde çok büyük adımlar atıldı.

 

Kaset (1963) ve CD (1983) müzik dünyasını değiştiren iki teknolojiyken, ilk enerji tasarruflu ampul de (1980) daha sağlıklı ve daha sürdürülebilir bir geleceğe giden yolu gösterdi.

 

 

Yakın geçmişte, Philips dünyanın ilk 3 boyutlu röntgeninin, enerji tasarruflu LED ampullerinin, internetten yönetilebilir ışıklandırma sistemlerinin ve hastanelerdeki mikrodoz teknolojilerinin buluşunda öncü rol oynadı. 2014’te Philips dünyanın ikinci en yüksek sayıda patent başvurusu (sayısını merak ediyorsanız 2317 adet) yapan şirketi oldu. Bu da gösteriyor ki inovasyona duyduğumuz açlık Gerard ve Anton’un şirketi kurduğu zamanki kadar güçlü şekilde aklımızın en derin noktalarına kadar nüfus etmiş. 

 

“Her zaman kendinize sorun: Bu daha farklı yapılamaz mıydı? Daha iyi olamaz mıydı? İnsanın hayatındaki başarının en kilit unsurlarından birinin hayal gücü olduğunu gördüm.” Anton Philips’ten bu alıntıyı ilke edinerek yaşamaya ve çalışmaya gayret ediyoruz.

 

Evet, hikayenin bizim tarafı böyle. Peki inovasyona sizin ve sizin sektörünüz için ne ifade ediyor? Bu tanım seneler içinde değişti mi? Peki bir sonraki en popüler kelime ne olacak? ‘Sürdürülebilirlik’, ‘bozulma’ veya ‘tasarım’ yarının ‘inovasyonları’ olabilir mi?  #InnovationMeans

 

“Yaratıcılık bulaşıcıdır – bulaştırın.” – Albert Einstein